Author: Charles Dickens Genre: ,
Rating

Çok ilginçtir ki, bu kadar zamandır kitap okuyan birisi olarak ilk defa bu kitap sayesinde kitapları yanlış okuduğumu fark ettim.

Charles Dickens’ın bu romanı eski zamanlarda Coketown isimli bir yerde geçmektedir. Çocukların aldığı eğitim hayal dünyasından, eğlenceden uzak tamamen sayısal ve istatistiksel eğitimdir. Çocuklar adeta bir robot gibi yetiştirilmektedir. Çocuklar çocuk değil yani. Büyükler ise tamamen statülerine göre ayrılmış durumdalar. Ya fabrikalarda çalışan işçisin, ya da soylu bir aileden gelen, yüksek meblağlarda paralara sahip kişilerdensin. Bir nevi orta sınıf yok olmuş durumda. Az biraz kitap distopyaya da kaçıyor aslında. Tam olarak kurgusal bir distopya olmasa da bir şekilde o iç bunaltıcılığı veriyor. Tamamen fabrika dumanları içerisinde bir kitap.

Kitaba ilk başladığımda bazı kitaplarda olduğu gibi (özellikle klasiklerde) bana bir tiyatro sahnesini anımsattı. Bizim alıştığımız klasik roman mantığından uzak, kişilerin dış betimlemelerinin olmadığı, ya da çok az olduğu, bizde görsel olarak bir şey oluşturmayan bir kitap. Tamamen olgular, olaylar ve konuşmalarla donatılmış. Dediğim gibi bir tiyatro gibi. Ve haliyle ilk sayfalarda çok sıkıldım, tam kitabı bıraksam mı diye düşünürken kitabın arkasında yer alan açıklamayı okudum bir kez daha.

Coketown kasabasının insanları… Geniş yığınların sanayi devrimi sırasında çektiği acıları ve yoksullukları gerçekçi bir bakışla anlattığı romanıyla tanınan 19. yüzyılın en büyük İngiliz yazarı Charles Dickens. Zor zamanlar adlı bu romanında, Coketown kasabasının buruk yaşamını anlatıyor.

Bu satırları okuduktan sonra, aslında kitaba “heyecanlı bir roman okuyacağım” şeklinde bir ön yargı ile başladığımı fark ettim. Halbuki bu yazar bir Grange ya da Trevanian değil. Yani beni hikayenin başından eline alıp da sürüklemek istemiyor. Heyecanlanmamı istemiyor. Tamamen o dönemleri, insanları anlamamı, empati yapmamı istiyor. “Karakterlerin dış görünüşü önemli değil Ezgi! Yaşadıklarına odaklan sen! 19. y.y.ı öğren!” diye bağırıyor. Bu bağırtıyı duyduktan sonra kitap o kadar keyifli hal aldı ki… Yani ben kitaptan beklentiye girmedim, kitabın bana verdiklerini aldım. Senelerdir birçok kitap okuyup bu aydınlanmayı ilk defa yaşamış olmak da çok garibime gitti o da ayrı konu… Belkide ilk defa konusunu sevdiğim ya da merak ettiğim bir kitabı okumamış olmamla alakalı. Kim bilir bloğumda sevmedim dediğim kaç kitabı bu şekilde okusam çok beğeneceğim. Ama şunu biliyorum ki, bundan sonra hangi kitabı elime alırsam alayım, o kitaptan daha fazla şey sindireceğim. Ve bir kitap daha bir şeyler öğretir…

Herkese güzel okumalar diliyorum…

Leave a Reply


  • Arşivler