Author: Selçuk Bağış Genre:
Rating

Bu kadar kitap okumuş, favori yazarları olan birisi olarak hayatımda ilk defa bir yazarın kitap tanıtım gününe katılıp kitap imzalattım. Adını sanını duymadığım bir yazar, iki noktalı bir yazar, insanların sınırlarına karşı çıkarak, hiç bir yayın evi ile anlaşmayarak kendi kitabını kendisinin ve dostlarının emeği ile ortaya çıkartmış olan komünist bir yazar.

Açık konuşmak gerekirse umutsuzdum kitaba başlarken. Yazı yazmak isteyip de sonrasında hedefine ulaşan ama yetersiz kalan bir kaç kişinin kitabını okuyup da “nalet olsun” diyerek ya zorla bitirmiş ya da ne yazık ki bitirememiş bir okur olarak yoğurdu üfleyerek yiyorsun. Kitabın kapağına içten bir üfürük savuşturup sonrasında açtım kapağı…

Selçuk Bağış; sıradan birisi, her gün karşılaştığınız belki de yüzüne bile bakmadığınız, selamını almadığınız, ukalalığınız ile boğulduğunuz bir taksi şoförü. Her insan gibi, ancak tanıyıncaya kadar böyle düşünüyorsunuz. Taksisinde misafir ettiği, hayatını geçindirmek için ihtiyaç duyduğu insanlar ile ilgili yazmış kitabını. Ama sadece bizi heyecanlandıran “o zaman” a ait hikayeler değil bunlar. Yaşadığı andan yola çıkarak kendisinin çıktığı düşsel, bilgisel yolculuklar da var bu incecik kitap içerisinde. Güldürdüğü kadar ağlatan, bir o kadar da düşündüren, yani biraz hayat gibi. Cesur bir hayat.

Kimin söylediğini şimdi hatırlamıyorum ama bir yazar “bir kitap yazmak için, bir kütüphane dolusu kitap okumak lazım” demiş. Sen edebiyat sanatını ne kadar iyi bilsen de doğru ve okunabilen bir kitabı yazmak için kesinlikle çooook kitap okumak lazım. Az biraz kitap tanıtımından kopya çekerek, ama çokça da kitaptaki hikayelere bakarak Selçuk Bağış’ın bu konudaki yeterliliğini fazlası ile hissettiğimi söyleyebilirim.

Bakmayı bilene ne çok hikaye çıkartıyor ülkemiz. Direksiyon başında trafikte kafayı yiyerek sadece küfürler etmekten ziyade bir kitabın içerisine aktarılmış küfürler, umutlar, bilmediğimiz hayatların hikayesi ile taşı toprağına ilave olarak insanı da altın olan ülkemiz…

Ve tabi ki geliyorum sözün son noktalarına… İnci Hanım, yani kitaba adını veren İnci Hanım sadece bir rüyadan ortaya çıkmış bir hikaye bu kitap içerisinde. Diğerleri gerçekten yaşanmış, bu sadece rüya. Ama bir o kadar da gerçek. Tanıtım gününden belli olduğu kadarıyla yazar için fazlasıyla önemli olan bir hikaye. Başta acaba çok mu abarttı bu hikayeyi diye düşünmüştüm. Ama yok arkadaş, harbiden ben yazsam kitabı, benim de favorim olurdu İnci Hanım. Bir rüya olmasından kaynaklı olarak, kesin çizgilerinin belli olmadığı ve okuyana farklı duygular, düşünceler empoze edecek bir hikaye. Kalıplara bağlı kalmadan yaşamayı tercih etmiş bir insan için, onu yansıtan bir hikaye.

Ve çok şey katar öğrenmek isteyen beyinlere… çok mu abarttım sizce? İnci Hanım’ın sigarasından bir fırt da siz çekin o zaman…

 

“”””

“Elden bir şey gelmiyor ki, kendimizi nasıl kurtarabiliriz başka?”

”Bir çift elle insan ancak gözünün yaşını siler, kurtulmak için binlerce el gerekir.”

Cemal…

“”””

Sizin oyunuz
[Toplam:0    Ortalama:0/5]

Leave a Reply


  • Arşivler